Sistemlerimizin bir kısmı hakkında bilgi "Sistemler" başlığı altındadır!
Haberler
Anasayfa
Yenilikler
Forum
Staff
Dosyalar
Üyelik
Yetkili Başvurusu
Kurallar
Kullanıcı Başvurusu
Dipsiz Kuyu
SSS
Sistemler
Screenshots
Oyunda Etkileşim
Anahtar: Sosyal Yetkinlik
Kütüphane
Insanlar
Elfler
Cüceler
Canavar Rehberi
Tanrılar
Kardast'ta Büyü
Coğrafya
Kurumlar ve Loncalar
Kraliyet Muhafız Alayı
Hammerfist Klanı
Sır Bekçileri
Gri Kardeşlik
Dipsiz Kuyu

Herşeyden uzak, hiçbirşeyin farkında olmadan, yalnızca kaos içinde yaşadılar hep. Farkında olmamayı kendileri seçti Sosaria kıtası halkları. Var oluş amacım, ışık ile karanlığı, soyut ile somutu, iyi ile kötüyü dengelemek iken, onlar bu kavramları merak etmediler bile. Bir tohumun yeşermesini, içlerinde buldukları ışığı, zihinlerinin karanlığına kapılarak yaptıkları kötülükleri, gördükleri rüyaları, parmak uçlarından çıkan o büyülerin hiçbirinin ardında ne olduğunu sorgulamadılar. Büyük bir yanlışmı yoksa değil mi elbette sorgulanabilir bu gözü kapalılık, lakin dünyevi tutkuların arkasında kalan, hiç göremedikleri soyut gerçekliğe de bir o kadar ihtiyaçları olduğunu bilmeliler, öğrenmelilerdi.

Öğreneceklerdi de... Kim tarafından olursa olsun öğrenmeliydiler elbette ki... Bastıkları yerden, ulaşamadıkları gökyüzüne kadar herşeyin özünü öğrenmelilerdi. Bilmeseler, gözlerini ister istemez yumup, başka yerlere yönelseler de, Arz üstünde yaşayan diğer her halk gibi onlar da tanrıalrın onlara bahşettikleri özellikelre sahiplerdi ve içlerindeki o tılsım ile elbetteki zamanla herşeyin farkına varacaklardı.

Ama beklemek istemeyen biri vardı... Sonsuz Karanlık, Mirah deliye dönmüşçesine, çöküverdi Sosaria'nın üstüne. İnsanların diğer tanrılara inanmayışı, varoluşlarını sorgulamayışları, yalnızca kaos içinde yaşamaları umrunda bile değildi, kaos işine bile geliyordu! Lakin, öfkesini kabartan, onu olduğundan daha kara gösteren sebep, bu zavallı insanların kendisini yok saymalarıydı!

"Nasıl olur da, beni; Sonsuz Karanlığı; Mirah'ı yok sayarlar! Ben ki onların içlerindeki en derin karanlığım, ben ki günü bitirip geceyi getirenim, ben ki gözlerini kapadıklarında karşılaştıkları karanlığım, ben onların herşeyi, her anıyım!" diye haykırdığında orada bir tek ben vardım; Gözetici Vagnevea... Belli ki hazmedememişti insanların Mirah'ın puslu ve kararık yolunu seçmeyişlerini, onun farkında bile olmamalarını. Reddedilmişlik ile fark edilmeme arasındaki ayrımı bile görmeyecek kadar kendi siyahlığına boğulmuştu.

O kadar kararmış ve büyümüştü ki Mirah, Sosaria'nın üstünde, gökyüzünü tamamen kaplayan, yıldızların dahi parıltısını içine çeken devasa bir Boşluk olmuştu. Ne Gümüş Kılıç Brillai ne de Arz'ı süsleme işiyle meşgul olan Glaron ve Janbril henüz bu büyüyen hiddetin farkında değildi.

Britain şehrinde yaşayan bir kısım Elf, yükselen karanlığı önceden hissederek, birlikte yaşadıkları insanları ve cüceleri uyarmışlardı. Bu uyarıyı dikkate alan insanlar ile birlikte, gemilerini hazırlamaya başlamışlar, bu kıtadan uzaklaşıp yaşayacak yeni bir yer bulabilmek için çıkacakları yolculuk için son hızla çalışıyorlardı ki, Mirah bütün kudretini ve lanetini, kendine boyun eğmeyen, kendini yok sayan zavallı Sosaria halklarının üstüne kustu. Düşünceleriyle doğurduğu bütün o karanlığı kendi içine çekip, dipsiz bir kuyu gibi doymak bilmeden kendi içinde biriktirdikten sonra, tüm kudretini serbest bıraktığında kıtaya inen ilk darbe ile yer yerinden oynamıştı. Boyutları neredeyse birer dağ büyüklüğünde olan, cayır cayır yansa dahi Mirah'ın karanlığı tarafından ışığı emilmiş o lanetli, kendine has soğukluğu olan Alev Kütleleri iniyordu ardı ardına. Düştüğü yeri hem yakan, hem karanlığa boğan, hem de Mirah'ın düşüncelerinden var olan hastalıklı gölgeler, Sosaria kıtasının her köşesini adım adım, nefes nefes yok ediyordu... Bu ilk darbenin doğuşuna temel olan öfke öyle büyüktü ki, serbest kalan bu karanlık dalgası bile tek başına kıtayı un ufak hale getirmeye yeterdi. Elflerin uyarılarını safsata olarak görüp, inanmadıklarını belirten bir kaç Cüce klanı, Elfler ve insanlarla gemilere binmektense, evlerini bırakamayacağını söyleyen diğer bütün insanalar ile kıtayı terketmeyi reddetmişlerdi ve bu düşüncelerini epey ağır ödemişlerdi. Bütün bu kıyım anında en çok üzüldüğüm nokta da burada gerçekleşmiştir; çaresizce ailelerinin sözüne uymak zorunda kalan küçük çocukların yaşamlarının son bulması. Kıtayı terkeden gemileri görünce, akılları başına gelen korsanlar ve diğer kanun kaçakları da yıkımın şokunu üzerlerinden atarak,daha ufak gemilere binerek; içlerinde çok az sayıda Cüce, İnsan ve Elf halklarını taşıyan gemileri takip ederek kendilerince kıtayı terk etmeye koyulmuşlardı. Özlerinde Kara Simya ile yaratılmış olan Kara Elfler ise hem alev kütlelerinin darbelerinin etkisi ile, hem de bünyeleri başka bir karanlık salgını kaldıramadığından, çok kısa bir sürede yok olmuşlardı. Varlıkları sadece onları anımsayan bir kaç kişinin anlattığı hikayelerden ibaret olacaktı

O sırada Brillai gelmiş, ve Mirah'ın karşısına dikilmişti... Boşluk'un ağzında keskin bir ışık gibi duruyordu. Ve var oluşlarının ilk anından beridir süregelen savaş tekrar canlanmış, bu iki tanrı birbirlerine olan daimi düşmanlık duygusu ile kendi kavgalarına dalmış, ve yıkımdan kurtulmayı başaran bir avuç Sosarialı kendi kaderleriyle başbaşa bırakılmıştı. İki Tanrı arasındaki savaştansa, Göçebe Halk'ın akıbetini izlemeyi yeğlemiştim.

Yıkımın ve şimdiye dek hiç tanık olmadıkları üstün bir iradenin varlığının verdiği korku ve şokla, telaş içerisinde en fazla iki haftalık bir erzak depolayabilmişti halklar bir avuç gemiye. Yalnızca elflerin olduğu bir gemi, elfler ve insanların ortak bulunduğu bir gemi ile başı çekiyor, geri kalan cüce ve insanların bulunduğu gemiler de sanki önlerindeki gemiler nereye gittiğini biliyormuşçasına, onları takip ediyordu. Britain'den yola çıkan gemiler rüzgarın onları götürdüğü yere yola çıkmışlar ve aynı doğrultuda devam ediyorlardı. Önce biraz doğuya sürükledi rüzgar gemileri sanki kıyıdan uzaklaşmalarını rüzgar da istiyormuş gibi, ardından uzunca bir süre güneye; güneye gittikçe de batıya doğru ufak ufak hareketleniyorlardı. Artık yönleri dosdoğru güneybatı yönünde ilerliyordu. Yaralılar, şoka girmiş kişiler, havada uçuşan küfürlere karışan yakarışlar ile birlikte güneybatıya süren yolculuğun ikinci haftasında, erzaklar tükenmişti. Ama ortalıkta ne kara görünüyordu ne de başka birşey. Tükenmiş ümitlere ve geriye dönmeyi düşünenlerin çıkardığı karışıklıklara rağmen aç ve susuz yolculuğu güneybatıya doğru devam ettirmeye karar vermişti önce giden Elf gemisi. Açlık ve susuzluktan ötürü birkaç ölüm ile sonuçlanmış olsa da, bu seçimin doğru olduğunu yarım hafta süresi sonucunda öğrendi Göçebeler. Daha önce hiç tanımadıkları, kendilerininkine benzemese de umutlarını yeşerten o karaya sonunda varmışlardı. Burası daha önce eski Sosarialılar'ın, şimdiki Göçebelerin adını hiç duymadığı artık yeni evleri; Kardast Kıtası idi.


Kullanıcı:
Şifre:
 || Kayıt Ol
FRPNet
GameMaestro
Sphere-Wiki